1 Haziran 2011 Çarşamba

Hayırlısıyla...

Uzun zamandır güncellemiyordum blogu. Gerek sınav dönemi, gerek yeni planlar, gerekse de başka yazın çalışmaları derken pek fırsat bulamayıp ihmal ediyordum yazılarımı... 

Sonra birşey oldu.

Aniden, sanki “Nerdesiniz ulan? Kimse yok mu?” der gibi. Başlangıçta kimse yok. Yavaş yavaş kalabalıklaşıyor ortalık...

Bir haber yayınlanıyor önce Radikal’de. Daha doğrusu Özgür Mumcu köşesinden adeta bas bas bağırıyor. Konu bir üniversite öğrencisinin suçsuz yere mahpuslukta 19. ayını dolduracağına dair. Tamamen yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış kişilere görünmekle ilgili konu. Uzunca bir süre –biraz da bizim cahilliğimiz, kimsecikler haberdar değil içerdeki bu öğrenciden. İsabet, bir hoca çıkıp yazıyor. Ortalık yine de tam istendiği kıvama gelemiyor ama artık tenha da değil...

Sonra bu kalabalık gittikçe artıyor. Bir şeyler yolunda değil ki problemleri söylemek için bir öğretmen emeklisi çıkıyor meydana. Tartaklanıyor, itiliyor kakılıyor... E tabi alışkın değil bünye bu kadar heyecana, yeniliveriyor kalbi hemen bu kadar heyecana (!)

Siyasiler kendilerini o kadar kaptırmışlar ki bu sidik yarışına, kimisi zaten %45’i geçmiş hala sağa sola lanetler yağdırıyor, Zeus’tan farksız...

Kimisi sadece kendisine zaten koşulsuz şartsız oy atacaklara sesleniyor durmaksızın... Güçlü olduğu yere gidip gövde gösterileri yapıyor, e hakkını da yemeyelim daha bir inanılası, şans verilesi duruyor konuştuklarında...

Kimisi organizasyon yapamıyor seçilmek için. Ne zaman “Hadi toplanıyoruz!” dese, kendisinden önce bürokratları buluyor karşısında, “Olmaz sayın aday, malum güvenlik tedbirleri...” deniyor da deniyor. O da dayanamıyor artık çifte standarda, “İnsanın IQ’su ayakkabı numarasından büyük olmalıdır.” diyor.

Rakamlarla arası iyi olanlar desen, şu günlerde daha da ihtiyaç duyuyor matematik evrenine %10 hesapları yaparken...

Velhasıl daha da garip bir şey çıkıyor ortaya...

Şu Haziran da geçsin de bir hayırlısıyla demenin manası azalıyor artık titreyen göğüs kafeslerinde... Eylül geçsin, Kasım geçsin diye diye, görülmüyor aslında bir yerde ömür geçiyor. Biri içerde geçiriyor ömrünü suçsuz yere, - gençtir gerçi yatar- ;diğerinde artık ömür namına bir şey kalmıyor. 

Sadece görüntüler kalıyor akıllarda ancak buna isyan eden kişilerin gözleriyle görülebilen... 

Bu gözlerle...  




Yine de George Orwell’a selam olsun!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme