14 Ekim 2012 Pazar

gibiamadeğil 19: hoş geldin kadınım

İşler Güçler'i takip ediyorum Star'da. Normalde televizyon kanalları ya da programları üzerine yazı yazmayı çok sevmesem de -Behzat Ç. ve Leyla ile Mecnun'u tenzih ederim- sanırım bu kez bir diziyle ilgili yazacağım. Daha doğrusu dizide beni etkileyen bir sahne var, ondan bahsedeceğim. Ana karakterlerden Ahmet Kural'ın, kadını Feride'ye okuduğu şiir...



Bir kez daha söylüyorum, şiir sevmem. Sevmeyi denedim, ama bence şiir sevecek kadar çok şey yaşamadım -yaşımız genç- belki bu yüzden, belki de bana hep karikatür geldi bu şiir olayı ve ben sarsılıp uyanana kadar devam edecek. Ama bir kişinin şiirleri hariç; ki o da zaten şair olarak tanımladığım biri değil... O bir öykü anlatıcısı olmalı, -storyteller diyor ya ecnebiler, şimdi bizim dile çevirince aynı etkiyi yaratmadı... Ama şair, bilmiyorum yahu, sanırım hayır! Ya da benim şiirden anladığım safi saçmalık, o yüzden şiir olduğunu zannettiğim gibi şiirler yazılacak diye ödüm kopuyor. Sonuçta dönüp Nazım'a bakıyorum, içim açılıyor. Güzel bir ses de eşlik ederse bu dizelere... İşte o zaman hayat bana güzel oluyor. Aşağıda sevgiliye 50'lerde söylenmiş, 2000'li yıllarda yaşayanların ancak kitaplarda olur, dediği dizeler...

hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.

hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

hoş geldin kadınım benim hoş geldin.

Nazım 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme