1 Ekim 2013 Salı

Bana da tersten bakıyor musun?

Ters bir ülkeyiz biz. 

Bunu kolaylıkla görebilmek için bir sabah erkenden kalkıp otobüse binin. Ben mesela. Her gün otobüse binerim. Bugün de bindim. Çıkardım cüzdanımdan kartımı ve bastım fütursuzca. Her dikkatsiz ve işe geç kalmış genç gibi faka basmıştım. Boş akbilimden gelen küfür dolu sesle heyecanlandı yarı açık gözlerim. Önce otomatik akbil aksamına baktım, sonra da yalvaran gözlerle şoföre...

"Akbilin boş..." dedi.
"Nasıl olur!" dedim dünyanın en çatallı sesiyle...
"Efendim..." dedi.
"Ne yapsak..." diye geveler oldum.
"Akbilin boş..." dedi yine. Orhan Kemal romanlarındaki aşağılık usta başına benziyordu tavırları. Yanımda eşim olsa, "Tamam, akbil basma ama, karını alırım." diyebilirdi bana.
"Tamam bi' içeridekilere sorayım." dedim.
"Bak hadi de, yoksa in doldur..." dedi. Anlamıştım. Uzatacaktı.
"Tamam gidelim, ben içeridekilerden isterim şimdi bir akbil."
"Sana güvenmiyorum." der gibi baktı. Bunu kulaklarımla duymadıysam da bir şekilde hissettim.

Kapıyı kapattı. Bu, "Geç hadi..." demekti. İlk dört sırayı pas geçtim. İnsanlar benle göz göze gelmemek için grotesk ifadelerle cama yapıştırıyordu kafalarını. Cam kenarında oturmayanlar da dikkat kesilmiş dışarıda bir yere bakıyorlardı. Onları rahatsız etmek olmazdı.

Arka tarafta, benden hemen önce otobüse binmiş kıvırcık saçlı kızı gördüm. Hatırladığım kadarıyla 18,35 lirası daha vardı kartının içinde. O basarken görmüştüm. İnsanoğlunun fark etmeden nelere dikkat ettiğine şaşarsınız. Neyse... Kıvırcık kız bulduğu yere yerleşmeye çalışıyordu. Elinde gitar kılıfı, içinde gitar, iki kişilik yere sığışmaya çalışıyordu. Yüzüme baktı. Gözleri çok güzeldi. Benimkilerse çapaklı...

"Pardon?" diyen gözlerle bana baktı tepesinde dikildiğimi görünce.
"Gözleriniz var mı?" diyebildim.
"Pardon?" diye yineledi.
"Akbiliniz var mı?"

Cevap vermedi. Eşyalarını düzeltmeye koyuldu. Boynunda asılı duran kulaklıktan iki dize çalındı kulağıma...

"I'm gonna pop some tags
Only got 20 dollars in my pocket..."

Bu, sözleri acılı, melodisi oynak şarkının sözlerini Türkçe'ye çevirecek kadar İngilizce'm vardı. Herifin hali haraptı, cebinde 20 USD kalmıştı, falan filan... Bu arada fark ettim ki kızın başında dikilmeye devam ediyordum.



"Ben de sizi zor durumda kalanlara yardım eden biri sanmıştım."
"Efendim?"
"Yalnızca 20 doları kalmış siyahi bir adamın derdi, şu an otobüsten atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış beyaz bir adamın derdinden daha mı önemli?"
"Irkçı mısınız?"
"Ne münasebet. Benim zenci arkadaşlarım var."
"Tamam al akbilimi... Defol git de bas hemen..."
"Hayır. Şimdi de ben istemiyorum."

Aramızdaki münakaşa böyle sürüp giderken, omzuma dokunan bir elle irkildim. Arkamı dönünce oturduğu yerden, ayakta duran 'ben'in omzuna nasıl yetişebildiğini anlamadığım Dhalsim Teyze'yi gördüm.
 
"Al evladım. Benimkinden basabilirsin." dedi bir yandan kulaklıklı kıza kötü kötü bakarak.
"Sağol teyzeciğim." dedim bir yandan kötü kötü kulaklıklı kıza bakarak.

Koşa koşa ön tarafa gittim. Arabayla aynı yöne koşmuş olduğum için muhtemelen dışarıdan bakanlar 1 saniyede bu kadar yer değiştirebiliyor olmamı çok ilgi çekici bulmuş olmalıydı. Kaptan'ın önüne geldim ve tüm gücümle Dhalsim Teyze'nin akbilini otomata bastım. Kulaklarım duymadı ama Kaptan'ın "Elalemin rızkıyla gez anca sen pezevenk..." deyişini içimin ta derinliklerinde hissettim. Geri döndüm, Dhalsim Teyze'nin akbilini geri verip, kızdan oldukça uzak bir köşeye oturdum. Zaten bir durak sonra çok şişman bir kadın yanına oturdu ve kız gitarını kucağına almak zorunda kaldı. İlahi adalet böyle bir şeydi belki de... Artık onunla ilgilenmeyi bırakabilirdim.

iPod'umun kulaklığını kulağıma yerleştirip sesi açtım. Otobüs ben huzurlu bir yolculuk yapana kadar AKM'nin önüne gelmişti. Polislerin sığınağı haline gelmiş Atatürk Kültür Merkezi'ni görünce bir duygu yoğunluğu yaşadım, sonra bastım 'play' tuşuna... Otobüsten inerken çalmaya başladı şarkı. Ve arasından yürüdüm bütün polislerin. Kulaklarımda Redd'in melodileri vardı... "Bana da tersten bakıyor musun?" diye soruyordu Doğan Duru'nun asi sesi. Sonra hep bir ağızdan bağırmaya başladı şarkıdaki herkes... TELVED LİTAK... 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme