20 Kasım 2011 Pazar

Geç Gelmek!

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, adalet sistemindeki temel sorunun, yargılamaların zamanında bitmemesi olduğunu söylemiş. Unutmayı istedikçe daha bir göz önünde duran rüyalar gibi. Bakın geçen haftanın sonlarında gelmiş bu sözler, nasıl bir haftanın sonunda söylenmiş benim için...

Başrollerinde Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin; yardımcı rollerde ise Zeki Alasya, Bülent Kayabaş gibi ustaların yer aldığı Mert Baykal'ın yönettiği 2005 yapımı filmi hatırlarsınız. İşte geçtiğimiz hafta boyunca dönem dönem aklım başka yerlere kaysa da, genellikle o filmi düşündüm.

Devletin elinde somut bir delil bulunmaksızın tutukladığı, haksız yere 6 yıl 3 ay boyunca hapis kalmaya zorladığı üç adama, en sonunda nasıl 'Pardon!' dediğini anlatır bu film. İşin acı tarafı bu olaylar kurmacadan ibaret değildir. Bu sadece bir senaryo değildir, karakterler ve anlatılanlar gerçektir.

Sonrasında geçen hafta iki film izledim. Biri biraz eski, diğeri daha son dönem filmleri. İkisi de Hollywood filmleri. Ama öyle vurdulu kırdılı, bir alt metne dayanmayan saçma Hollywood filmleri değil bana kalırsa. Karakterleri fazla karikatürize etmeden, elinden geldiğince samimi olarak anlatmaya dayalı.



Filmlerin ilki, 'The Life of David Gale'. Üstat Kevin Spacey'in geri planda kalmış filmlerinden biri bana kalırsa. Tabi bunun sebebi yine kendisinin efsaneleştirdiği başka büyük projeler. Fakat bunun geri planda kalması bir türlü içime sinmedi. O yüzden başladım seyretmeye, seyrettikçe daha da bir etkilenmeye. İki saatin sonunda sanatsal bir şölenden kalkmıştım ama beynimin kenarında bir yerde, bir taraf huzursuz olmuştu. Savaşta kafatası platinle kaplanmış gazi dedeler gibi, kafamda bir ağırlıkla dolaşmaya başladım o günden beri. Bir sorunun yerleştiği beynim ağır gelmeye başlamıştı. Soru basitti. Sadece kendim çözümleyemiyordum. O zaman da yazmam gerektiğine, gerekirse soruyu kendimden başkalarına da yöneltmem gerektiğine inanmaya başladım.

"Bunlar gerçekte olabilir mi?" Soru buydu. Aşağı yukarı pek çok filmin ortak sorularından biridir. Ama ne yazık ki ben diğer pek çokları gibi bunu filmi inandırıcı bulma ümidiyle değil, aksine "N'olur gerçek olmasın!" diyen bir tavırla soruyordum kendime. Şimdi soruyu biliyorsun, sen de cevaplarsan dinlerim...



İkinci film biraz daha aksiyon kokan ama kendi içinde yine sağlam bir sorunsalı barındıran bir yapımdı. 'Law Abiding Citizen'. 2008 yapımı, aksiyon diye geçiyor. Başrollerde nam-ı değer 'Ray' Jamie Foxx ve 'This is Sparta' Gerard Butler...

Dedim ya arka arkaya izledim bu filmleri. Ve şunu da eklemeliyim ki ben filmleri izlemeden önce, acaba bunun konusu neydi diye bakmıyorum pek. Kötü bir huy belki ama, ilk olarak süresine ve o süreye dayanabilip dayanamayacağıma göre seçiyorum filmleri. Yarım kalmış bir filmin lanetinden korkuyorum çünkü. Sonuç olarak, bu haftaya özel seçkilerim değildi bunlar... Tamamen tesadüf ve film izlerken bile yakamı darlayan vicdanın öyküsü.

İşin geyik tarafı bir yana size filmlerle ilgili, konularıyla ilgili bilgi vermemeye gayret ettim. Tek söyleyebileceğim, bunların, adalet sistemini çok sağlam yumruklarla çatırdatan filmler olduğu. Dolayısıyla adalet sistemiyle övünen ülkelerdeki meselelerin problemlerini ortaya koyan bu yapımlara bakıp, doğruluğunu sorgulayınca; durum ister istemez yaşadığımız ülkeyi de sorgulamaya geldi. Ve gördüğünü beğenmedi. Engelleyemezsin dostum, serbest çağrışım... Ülke de sorgulanır mıydı? Pek tabi... İşte o sorguların ortasında da bir kaç tanıdık, gelip oturuverdi hayali sorgu odasına bir sandalye çekip. Dedi ki, hala yaşıyorum beni bırakın; ama adalet ölmek üzere...

Geçen hafta içi Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül'ün duruşması vardı. Bir yıl olmasına az kaldı. Tutuklu yargılanıyor, içeride yani. Garip, anlaşılmaz bir poşi davasından. Şunun da doğrusunu bilmiyorum, poşu mu, puşi mi, poşi mi... Her neyse işte... Cihan'ın tek kabahati, boyna bağlanan, fakat adı şal olmayan ve örgütsel anlamlar da içerebilen bir aksesuarı tercih etmiş olması... Tanıklar kararsız. İfadeler bir "Buydu" diyor, bir "değildi", bir "hatırlamıyorum... O kadar geçmiş üzerinden nasıl hatırlayayım."

O kadar geçmiş üzerinden, nasıl hatırlayayım?...
O kadar geçmiş üzerinden, nasıl çıkacağıma dair umut duymaya devam edeyim?...

O sorunun cevabı Cihan'ın vereceği muhtemel üstteki cevaptır, belli ki. Sen dışarıdasın, belki ailenle belki arkadaşlarınla. Yürümeye başladın mı yirmi adım sonra geri dönmek zorunda değilsin, önündeki duvarı görüp. Adımların büyükse on beş... Geç gelen adaletle ilgili pek revaçta bir söylev var şu aralar. Onu hatırla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme